arşiv

‘Biyografiler’ kategorisi için arşiv

Yusuf Has Hâcib kimdir – Yusuf Has Hâcib biyografisi

Çarşamba, 28 Ara 2011 yorum yok

11. yüzyılın başlarında Balasagun’da doğmuş olan Yusuf Has Hâcib asil bir aileye mensuptur. Balasagun’da yazmaya başladığı Kutadgu Bilig (Mutluluk Bilgisi) adlı yapıtını 1069 yılında Kaşgar’da tamamlayarak Karahanlı hakanlarından Ebû Ali Hasan ibn Süleyman Arslan Hakan’a sunmuştur.

Kutadgu Bilig, her iki Dünya’da da mutluluğa kavuşmak için gidilmesi gereken yolu göstermek maksadıyla yazılmıştır. Yusuf Has Hâcib’e göre, öteki Dünya’yı kazanmak için bu Dünya’dan el etek çekerek yalnızca ibadetle vakit geçirmek doğru değildir. Çünkü böyle bir insanın ne kendisine ne de toplumuna bir yararı vardır; oysa başkalarına yararlı olmayanlar ölülere benzer; bir insanın erdemi, ancak başka insanlar arasındayken belli olur. Asıl din yolu, kötüleri iyileştirmek, cefaya karşı vefa göstermek ve yanlışları bağışlamaktan geçer. İnsanlara hizmet etmek suretiyle faydalı olmak, bir kimseyi, hem bu Dünya’da hem de öteki Dünya’da mutlu kılacaktır.
devamını oku…

Categories: Biyografiler Tags:

Erol Taş Kimdir – Erol Taş biyografisi

Salı, 27 Ara 2011 yorum yok

Türk Sineması’nın kötü adam rolündeki büyük ismi Erol Taş, 28 Şubat 1928′de Erzurum’un Karaköse ilçesinde dünyaya geldi. Henüz iki yaşında iken, babası Hamza Bey’in ölümü üzerine annesi Nazife Hanım ile birlikte İstanbul’a taşındı.

Okul çağında olmasına rağmen ailesine yardım etmek için okuldan ayrıldı ve çeşitli mesleklerde çalıştı. Bunların arasında hamallık, tezgahtarlık sayılabilir. O dönem aynı zamanda boksör de olan Taş, 1947 yılında İstanbul ve Türkiye ikinciliğini kazandı. Yine o yıl askere gitti ve üç yıl askerlik görevini yaptı. Askerden dönünce Cankurtaran’da bir iplik fabrikasında çalışmaya başladı.

Erol Taş’ın sinemaya tesadüf sonucu girişi de o sıralarda oldu. Sinemaya tesadüfi girişini şöyle anlatır sanatçı: “Lütfi Akad o bölgede bir film çekiyordu. Biz de işten kaytarıp çekimleri izliyorduk arkadaşlarla. Günlerce süren çekimlerden birinde mahallede oturan birkaç serseri, film ekibine musallat olup onları rahatsız etmeye başladı.

Film ekibini korumak için birkaç arkadaşımla birlikte, serserilerle kavgaya giriştik ve Lütfi Bey’in yanında onlara bir güzel dayak çektik. Serseriler toz oldu tabi. Lütfi Akad daha sonra haber göndermiş bana, ‘Bir kavga sahnesi var, gelsin oynasın’ diye. Böylece sinema hayatım başladı. Filmdeki rolümü diğer yönetmenler de beğendi ve ardı ardına teklifler gelmeye başladı.”

Sinemaya ilk 1957 yılında Mümtaz Alpaslan’ın çektiği “Acı Günler” filmiyle girdi. Başlangıçta filmlerde figüranlık ve küçük roller ile görüldü fakat kısa zamanda yıldızı parladı. Bir yıl sonra Dokuz Dağın Efesi (1958 – Metin Erksan) filmde bir çobanı canlandırdı. Bu filmi takip eden yıllarda ise, Dikenli Yollar (1958 – Nişan Hançer), Peçeli Efe (1959 – Faruk Kenç), Şoför Nebahat (1960 – Metin Erksan), Köyde Bir Kız Sevdim (1960 – Türker İnanoğlu), Dişi Kurt (1960 – Ö. Lütfi Akad) ve Gecelerin Ötesi (1960 – Metin Erksan) gibi pek çok filmde değişik karakterleri canlandırdı.
devamını oku…

Categories: Biyografiler Tags:

Eşref Bitlis Kimdir – Eşref Bitlis Suikastı

Çarşamba, 27 Tem 2011 yorum yok

Eşref Bitlis, (d. 1933, Malatya – ö. 17 Şubat 1993). Eski Jandarma Genel Komutanı.

1952 yılında Kara Harp Okulu‘ndan teğmen rütbesi ile mezun oldu. 1966 yılında Kara Harp Akademisi‘ni tamamladı. Almanya‘da dil eğitimini tamamladıktan sonra 1969 yılında Silahlı Kuvvetler Akademisi‘nden mezun oldu. 1973‘de Alman Harp Akademisi’ni tamamladı.

Bir yıl Kara Harp Akademisi’nde başöğretmen olarak görev yaptı. 1978‘de tuğgeneral oldu ve Bolu Komando Tugay Komutanlığına getirildi. 1982‘de tümgeneral ve Kıbrıs 28. Tümen Komutanı oldu. 1986‘da korgeneral rütbesi aldı. 1988‘de Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı oldu. 1990‘da orgeneral rütbesi aldı ve Jandarma Genel Komutanlığı‘na atandı.
devamını oku…

Categories: Biyografiler, Dökümanlar Tags:

Ahmet Rüstem Bey Kimdir – Kahraman Diplomatımız Ahmet Rüstem Bey

Salı, 26 Tem 2011 yorum yok

Amerika’da Ermeni propagandasını göğüsleyebilmek için Washington Büyükelçiliği görevini ve diplomatik kariyerini feda edebilmiş olan Ahmet Rüstem Bey, de Bilinski adında Polonyalı bir asker babanın oğludur. Babası, 1848′de patlak veren Avusturya’ya karşı Macar ihtilâline katılmış, bu hareket başarısızlıkla sonuçlanınca 1854′de Türkiye’ye sığınmış, Türk hizmetine girmiş, Müslüman olup Sadeddin Nihad Paşa adını almış, asker ve diplomat olarak devletimize uzun yıllar hizmet etmiş; 1880-1885 yıllarında Osmanlı Komiseri olarak Sofya’da görev yapmış, Bulgaristan Türklerinin haklarını ve vakıf mallarını korumak için canla başla çalışmış olan bir kimseydi.

Ahmet Rüstem Bey, 1862′de babasının görevle bulunduğu Midilli’de doğmuş ve 1935′te Avrupa’da ölmüş olan bir Osmanlı diplomatıdır. Kendisi Müslümandır, ama adı bazı kaynaklarda Alfred de Bilinski olarak da geçer. 1882′de Sofya Komiserliğinde, babasının yanında, Fransızca kâtibi olarak diplomasi mesleğine başladı, Hariciye kadrosunda çeşitli görevlerde bulundu, bu arada iki defa Washington’da maslahatgüzar olarak görev yaptı. Balkan Savaşı öncesinde, 1911-1912 yıllarında, Karadağ’ın başkenti Çetine’de Büyükelçilik yaptı. Balkan Savaşına er olarak katıldı. 1914′te Washington Büyükelçiliğine atandı. Bu görevinden olaylı bir şekilde ayrıldıktan sonra diplomasi mesleğinden da ayrıldı ve yayın yoluyla Türkiye’ye hizmetlerini sürdürdü. Birinci Dünya Savaşı içinde ve Mütareke yıllarında çeşitli yabancı gazetelere Türkiye’yi savunan makaleler yazdı ve İsviçre’de Fransızca iki kitap yayınladı. 1919′da Anadolu’da başlayan Milli harekete ve Mustafa Kemal Paşa’nın yanında Sivas kongresine katıldı. Son Osmanlı Meclisine Ankara Milletvekili olarak seçildi, bu Meclis İngilizler tarafından dağılınca Ankara’ya geldi ve Birinci Büyük Millet Meclisine Ankara Mebusu olarak seçildi. 24 Mayıs 1920 tarihli Padişah iradesi ile Mustafa Kemal Paşa gıyaben idama mahkum edilmişti. O’nunla birlikte idama mahkum edilenler arasında Ahmet Rüstem Bey de vardı. 8 Eylül 1920′de Milletvekilliğinden istifa ederek Avrupa’ya gitti. Mustafa Kemal Paşa’nın talimatıyla kendisine hizmetlerinden dolayı 150 lira maaş bağladı. Rüstem Bey, ölünceye kadar bu aylıkla geçindi ve 73 yaşında hayata gözlerini kapadı.

devamını oku…

Categories: Biyografiler, Dökümanlar Tags:

Kut'ül Ammare Kahramanı Halil Paşa Kimdir – Halil Paşa Biyografisi

Cumartesi, 02 Tem 2011 yorum yok

Halil (Kut) Paşa (1882 – 1957)
Enver Paşa’nın ondan iki yaş büyük amcası. “Kut’ül Amare Kahramanı” olarak bilinir.

1882′de İstanbul’da doğdu. Harp Akademisi’nde Mustafa Kemal ile aynı sınıfta okudu. İttihat ve Terakki Fırkası’na girdi. I. Dünya Savaşı’nda Kut’ül Amere cephesinde General Townshend komutasındaki İngiliz kuvvetlerini esir aldı. Ardından Irak askerî valiliğine getirildi. Goltz Paşa’nın ölümü üzerine 6. Ordu komutanlığına atandı.

Mondros Mütarekesi’nin ardından İstanbul’a dönmek zorunda kaldı. Diğer İttihaçılarla birlikte Bekirağa Bölüğü’ne kapatıldıysa da Yahya Kaptan tarafından kaçırıldı. Sivas’a giderek Heyet-i Temsiliye başkanı Mustafa Kemal ile görüştü. Buradan Azerbaycan’a giderek Enver Paşa ve kardeşi Nuri Paşa ile buluştu. Kurdukları İslam Ordusu’yla Ermeniler’e karşı savaştı. Bu arada Ankara Hükümeti adına Moskova yönetimi ile görüştü. Sovyetler’in Ankara Hükümetine gönderdiği külçe altınları getirdi.

Ankara Hükümeti’nin Türkiye’de oturmasına izin vermemesi üzerine Moskova’ya döndü.(1921)

Enver Paşa, Türkistan’da Sovyet yönetimine karşı savaş başlatınca, Halil Paşa Rusya’yı terk ederek Almanya’ya gitti(1922). Kurtuluş Savaşı’ndan sonra hükümetin izniyle İstanbul’a yerleşti.

1957′de İstanbul’da vefat etti. Anıları, “Kut’ül Amare Kahramanı Halil Paşa’nın Anıları: Bitmeyen Savaş” adıyla 1972′de yayımlandı.
devamını oku…

Categories: Biyografiler, Dökümanlar Tags:

Devlet Anamız Hayme Ana – Hayme Ana Kimdir

Cuma, 01 Tem 2011 yorum yok

Hayme Ana, cefakar, fedakar Türk anasının en büyük timsalidir. Onun tarih içinde gördüğü fonksiyon pek az anneye nasip olmuştur. Hayme Ana Kutlu Kayı boyunun lideri komutanı derleyicisi devlet kurucusu gibi pek çok özelliği şanlı kişiliği ile birleştirmiştir. O devlet evinin direğidir. Kocası Gündüz Alp’in vefatından sonra dağılma noktasına gelen Kayı boyunu Aşağı Sakarya vadisine daha sonrada Domaniç Çarşamba’ya selametle getirerek cihanın en büyük devleti olan Osmanlı İmparatorluğu’nun temelini atmıştır. Oğlu Ertuğrul Gazi’yi hep büyük olma cihana hükmetme kişiyle yetiştirmiş torunu Osman Gazi’nin elinden tutarak geleceğin devletinin nasıl kurulacağını nasıl olması gerektiğini Çarşamba Ova’sının yüksek tepelerini göstererek hayal etmiştir. Hayme Ana, Kayı boyunun diğer anaları gibi koyundan süt sağmış, yoğurt, peynir yapmış, ipi eğmiş, aba dokumuş, asla bir aristokrat gibi davranmamıştır. Obanın erkekleri onu ana bilmiş her sözünü emir belleyerek saygıda kusur etmemişlerdir. Bu davranışlar 13. yy. dünyası için nadir görülen vakalardandır. Ama Türk milletinin asli özelliği olan bu davranışlar tarih boyunca hep görülmüştür. Çünkü Türk kadını tarihi boyunca erkeğin omuzdaşıdır. İşi beraber görürler birbirine üstünlük taslamazlar. Hayme Ana önce Kayı boyunun aşiret anası sonrada bütün Türklüğün kutlu anası tavsif edilmiştir. Ağaçların sardığı çimenlerin kuruduğu pınarların çekildiği güz mevsiminde Hayme Ana’nın ölümü bütün obayı yasa boğmuştur. Onun ölümü aşireti o kadar sarmıştır ki acılar biraz teskin olur ümidiyle tarihte adına ilk defa anıt mezar inşa edilmiştir. Her yıl yayladan iniş zamanında Hayme Ana hatırası Ülüş yapılarak dua ve dileklerle Söğüt’e doğru inilerek anıt mezar Çarşamba’nın müşfik ve heybetli dağlarına emanet edilmiştir. Daha sonraları Türk nüfusu bu yörede kesif bir hale gelince aziz anamızın gözleri koca yayla çığralarında kalmamış Osmanlar Orhanlar ve obanın diğer çocukları anıt mezarın çevresinde cirit oynamış güreş tutmuş kılıç çalmıştır. Geleceğin büyük devletini kurma yolunda bileklerini güçlendirmişlerdir. Edebali’nin Dursun Fakı’nın telkiniyle ruh ve şuurlarını güzelleştirmişlerdir. Osmanlı hakanları Kayı boyundan geldiklerini hep canlı tutarlar.
devamını oku…

Categories: Biyografiler, Dökümanlar Tags:

Lagari Hasan Çelebi Kimdir – Lagari Hasan Çelebi Biyografisi

Pazartesi, 30 May 2011 yorum yok

Lagari Hasan Çelebi (17. yüzyıl), efsaneye göre roketle dikey uçuşu başarıyla gerçekleştirmiş ilk insan olduğu kabul edilen bilgin.

Füzeciliğin atası olan ünlü Türk bilim adamı Lagari Hasan Çelebi, 17. yy’ın başlarında barut dolu haznesi bulunan bir basit hava roketi ile ilk kez havalanmayı başarmıştır. Uçuş 1633 yılında dönemin Osmanlı padişahı IV. Murat’ın kızının doğum günü kutlamalarında sergilenmiştir.

Lagari Hasan Çelebi’nin yaklaşık 300 metre kadar havalandığı ve 20 saniye boyunca havada kaldığı ölçülmüştür. Kendisine bağlı bulunan kanatlar sayesinde boğaza oldukça yumuşak bir iniş yapmıştır. İlk önceleri sultan tarafından da desteklenen Hasan Çelebi, daha sonra ulemânın baskısı ile yargılanmış ve Kırım’a sürgüne gönderilmiştir. İlginçtir ki modern anlamda ilk roket çalışmaları da bugün Kırım’ın içinde bulunduğu Ukrayna’da başlamıştır.
devamını oku…

Categories: Biyografiler, Dökümanlar Tags:

Galileo Galilei Kimdir – Galileo Biyografisi

Cumartesi, 28 May 2011 yorum yok

Geleceğin dahisi Galileo Galilei, 15 Şubat 1564′te Pisa’da dünyaya geldi. Babası Vincenzo Galilei, Floransa’nın ünlü bir ailesinden gelmekle birlikte, orta halli bir adamdı; kendisini daha çok felsefeye vermişti. Çocukluk yıllarını babasının entelektüel yaşam tarzı şekillendirmişti. Galilei, ilk önce Güzel Sanatlar Akademisi’ne yazıldı; ancak, 17 yaşında babasının isteği üzerine Tıp Fakültesi’ne başladı. Onun gözü ise, mekanik bilimlerdeydi. Matematiğe büyük bir merak sarmış, makinelerin matematiksel hesaplamaları konusunda yoğunlaşmıştı. 18 yaşındayken, babası da Floransa’ya dönünce, meydanı boş buldu ve üniversite derslerini bir kenara bırakarak, bir aile dostundan gizlice matematik dersleri almaya başladı. Öğretmeni Ostilio Ricci, matematikle birlikte fiziğe de meraklıydı.
devamını oku…

Categories: Biyografiler, Dökümanlar Tags:

Blaise Pascal Kimdir – Blaise Pascal Biyografisi

Cumartesi, 28 May 2011 yorum yok

Pascal, 19 Haziran 1623 günü Fransa’da Clermont’ta doğdu. Babası kültürlü bir adamdı. Pascal yedi yaşına gelince, babası Paris’e yerleşti. Yedi yaşına gelen parlak çocuk öğrenimine başladı. Kendisi gibi çok güzel ve kültürlü iki kız kardeşi vardı. Özellikle Jak Qualine, Pascal’ın yaşamında önemli rol oynamıştır. Kız kardeşinin bu etkisi bazen iyi, fakat çoğu kötü yönde olmuştur.Bir Fransız matematikçi ,fizikçi ve aynı zamanda teolojist olan Blaise Pascal, Etienne Pascal’in üçüncü çocuğu ve tek oğluydu.Daha üç yaşındayken annesinin ölümü üzerine yetim kalır.1632 yılında babası dört çocuğuyla beraber Clermont’u terk ederek Paris’e yerleşir. Pascal doğduğunda, Descartes yirmi yedi yaşındaydı. Descartes öldükten sonra Pascal daha on iki yıl yaşadı. Newton’dan sadece birkaç yıl önce doğmuştur. Descartes ve Fermat gibi büyük matematikçilerle çağdaş olması bir yerde kendisi için bir şanssızlıktı. Bu nedenle, tek başına oluşturabileceği olasılıklar kuramının keşfini Fermat’la paylaştı. Kendisini harika çocuk diye ünlü yapan yaratıcı geometri fikrini, kendisinden daha az ünlü olan Desargues’dan esinlendi.

Daha çok din ve felsefe konularına eğildiği için matematiğe az zaman ayırdı. Kız kardeşi ona bu konuda egemendi. Buna karşın, yapabileceğinin çok daha fazlasını verdi.Babası antiortodox olduğu için O’nu kendisi yetiştirmeye karar verir. Kendisi de zamanının iyi matematikçilerinden olan Etienne Pascal, oğlunun 15 yaşından önce matematik çalışmaması gerektiğine karar vererek evini matematik dokümanlarından arındırır.
devamını oku…

Categories: Biyografiler, Dökümanlar Tags:

Louis Pasteur Kimdir

Cumartesi, 28 May 2011 yorum yok

(1822 -1895) Bilim tarihinde pek az bilim adamı Louis Pasteur ölçüsünde insan yaşamım doğrudan etkileyen buluşlar ortaya koymuştur. Günlük dilimize bile geçen “pastörizasyon” terimi onun buluşlarından yalnızca birini dile getirmektedir.

Kristaller üzerindeki kuramsal çalışmalarının yanı sıra kimi hastalıklara bağışıklık sağlama yolundaki çalışmaları, bu arada özellikle “şarbon” (ya da antraks) denilen koyun ve sığırlarda görülen bulaşıcı hastalıkla kuduza karşı geliştirdiği aşı yöntemi ona dünya çapında ün kazandırmıştır. Bugün Fransa’da pek çok bulvar ve alan onun adını taşımaktadır. Kendi kurduğu “Pasteur Enstitüsü” dünyanın önde gelen araştırma merkezlerinden biridir. Fransızların gözünde Pasteur ulusal bir kahramansa, bunun nedeni onun yalnızca büyük bir bilim adamı olması değil, aynı zamanda, yaşamı boyunca ortaya koyduğu özveri ve insanlığa hizmet tutkusuydu.

Louis, Fransız Devrimiyle özgürlüğüne kavuşan bir kölenin torunuydu. Babası, Napolyon ordusunda üstün atılım gücüyle “Legion de Honour” alan bir ast-subâydı. Baba Pasteur’ün, Napolyon’un düşmesiyle ordudan ayrılmasına karşın İmparator’un anısına beslediği derin bağlılık duygusu, ilerde oğlu Louis’in olağan üstü direnç ve yeteneklerim de yönlendiren katıksız yurtseverliğe dönüşmüştü.
devamını oku…

Categories: Biyografiler, Dökümanlar Tags:
mum